‘Bilmeyenin, bilene karşı kanıtı olmaz’

İmam Cafer (a.s.) bir ateiste buyurdu ki: “Bilmeyenin, bilen birine karşı ileri sürebileceği bir kanıtı olmaz. Cahilin kanıtı olamaz. Biz hiçbir zaman Allah hakkında şüpheye düşmeyiz”
 

<‘Bilmeyenin, bilene karşı kanıtı olmaz’

Hişam b. Hakem söyledi: Mısır'da bir zındık (ateist) vardı. Bu adam, Ebu Abdullah (Ca'fer Sadık aleyhisselâm)'ın bazı sözlerini duymuştu. Onunla tartışmak için Medine'ye geldi fakat orada İmam'ı göremedi, ona İmam Mekke'ye gitti, dediler. O da İmam'ın peşinden Mekke'ye geldi. Biz Ebu Abdullah ile beraberdik. Adam bizimle karşılaştı. Biz de Ebu Abdullah ile birlikte Kâbe'yi tavaf ediyorduk. Adamın adı Abdulmelik, künyesi de Ebu Abdullah'tı. Adam, omzunu Ebu Abdullah'ın omzuna dokundurdu. Ebu Abdullah (a.s.) ona, "Adın nedir?" diye sordu. Adam, "Adım, Abdulmelik'tir/Hükümdarın kulu" dedi. İmam, "Peki, senin künyen nedir?" diye sordu. Adam, "Ebu Abdullah/Allah'ın kulunun babasıdır" dedi. İmam, ona dedi ki: "Senin kulun olduğun bu hükümdar kimdir? Yeryüzündeki bir hükümdar mı yoksa gökteki bir hükümdar mı? Söyle bakayım, senin oğlun, gökteki ilâhın mı kuludur yoksa yerdeki bir ilâhın mı? İstediğini söyle, anında cevabını alırsın, bütün görüşlerin çürütülür."

İmam, ateiste tekrar sordu: "Sen, yerin altının ve üstünün olduğunu biliyor musun?" Adam, "Evet" dedi. "Peki, yerin altına girdin mi?" diye sordu. Adam, "Hayır" dedi. "Öyleyse yerin altında ne olduğunu nereden biliyorsun?" dedi. Adam, "Bilmiyorum ama yerin altında bir şey olmadığını zannediyorum" dedi. İmam (a.s.), "Zan, kesin bilgi sahibi olunamayan bir meselede çaresizliğin göstergesidir." dedi. Sonra şunu söyledi: "Peki, göğe çıktın mı?" Adam, "Hayır" dedi. "Orada ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Adam, "Hayır" dedi. Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu: "Sana hayret ediyorum! Doğuya gitmemişsin, batıya ulaşmamışsın, yere inmemişsin, göğe çıkmamışsın, göğün sınırlarını aşmamışsın, ötesinde neler olduğunu bilmiyorsun! Bununla beraber buralardakileri inkâr ediyorsun! Akıllı bir insan bilmediği bir şeyi inkâr eder mi?"

Ateist adam dedi ki: "Senden başka kimse benimle bu şekilde konuşmamıştı."

İmam (a.s.) dedi ki: "Bununla beraber sen, bu hususta şüphe içindesin. Böyle olabilir de, olmayabilir de, diye kuşku duyuyorsun." Adam, "Olabilir" dedi. Ebu Abdullah dedi ki: "Ey Adam! Bilmeyenin, bilen birine karşı ileri sürebileceği bir kanıtı olmaz. Cahilin kanıtı olamaz. Beni iyi dinle ve sözlerimi iyice anla. Çünkü biz hiçbir zaman Allah hakkında şüpheye düşmeyiz. Güneş'i ve Ay'ı, ufuklardan belirip dünyayı kaplayan geceyi ve gündüzü görmez misin ki hiç yanılmazlar, dönüşümlü olarak yer değiştirirler. Bir iradeye uymakla yükümlüdürler ve içinde bulundukları yörüngeden başka bir yerleri yoktur. Eğer gitmeye güçleri yetseydi niçin dönsünlerdi ki? Şayet bir iradenin direktiflerine uymakla yükümlü olmasalardı, niçin gece gündüze, gündüz de geceye dönüşmesindi? Mecburdurlar. Allah'a yemin ederim ki, sürekli olarak bulundukları yörüngede hareket etmeye onları mecbur kılan da, onlardan daha fazla hikmet sahibidir, onlardan daha büyüktür."

Ateist adam dedi ki: "Doğru söylüyorsun!"

Ardından Ebu Abdullah (aleyhisselâm) sözlerini şöyle sürdürdü: "Sizin savunduğunuz ve dehr/zaman olduğunu sandığınız şey, insanları götürüyorsa, niçin onları bir daha geri getirmiyor? Şayet getiriyorsa, niçin geri götürmüyor? Herkes bir irade karşısında çaresizdir. Gök yükseltilmiş, yer serilmiştir. Niçin gök, yerin üzerine düşmez? Yer, neden katmanları üzerine yuvarlanmaz, yerle gök niçin birbirine çarpmaz ve yerin üzerindekiler neden birbirine girmezler?"

Zındık dedi ki: "Onları Rableri ve efendileri olan Allah tutuyor."

Böylece zındık adam, Ebu Abdullah'ın aracılığıyla iman etti.