Vahim gidişat: Suriyeliler barometresi

"Suriyeli grup, parkta tartıştıkları Türk gencini silahla öldürdüler. Ankara'nın Altındağ ilçesindeki Battalgazi mahallesinde, olayın ardından gerginlik yaşandı. Mahalleli bölgede yaşayan Suriyelilerin ev ve işyerlerine saldırarak zarar verdi…" Bu haber, mülteci uyum sorununun boyutlarını ortaya koymaktadır. 

Vahim gidişat: Suriyeliler barometresi
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu

Vahim gidişat: Suriyeliler barometresi

Dileğimiz bu tür olayların tekrarlanmaması ve hükûmetin uyum sorununu çözmesidir. Ne var ki, sığınmacı konusunda bir politika üretilememiştir. Ya da üretmeye çalıştıkları politika iflas etmiştir. 

Sadece Suriyeliler mi? Suriyeli olmayan düzensiz göçmen ve sığınmacılar da bir başka devasa sorun. Afganlar, Pakistanlılar, Iraklılar… Bunların hukuki statüsü nedir? Ne mülteci, ne sığınmacı… AKP iktidarı uyduruk bir isim buldu bu göçmenlere: "Şartlı mülteci". Ne insan hakları hukukunda ve ne de mülteci hukukunda, konuyla ilgili literatürde böyle bir deyim var! Tıpkı bizim başkanlık sistemimiz gibi kendine özgü bir durum.

İşin en tehlikeli yanı göçmenlerin kendi aralarında milliyetçiliğin yükseliyor olması. Bunun sonu iç çatışmadır. Son Altındağ olayından ders çıkarmamız gerekiyor.

Şu nefret dili güçlendikçe ortam geriliyor. Devletin tepesindeki nefret söylemleri salgın gibi bulaşıcı. Göçmenler de bundan payını alıyor. Hemen herkes bu sığınmacılara karşı uzak duruyor. Türkiye'de bu anlamda çatışma alanları nereye doğru gider diye baktığımızda manzara kuşku vericidir. Tepkiler çok daha sert olabilir.

Örneğin Suriyelilere siyasal haklar verilmesine herkes çok yüksek oranda karşı çıkıyor.

Göçmenlerin kendi içindeki dayanışması, bir süre sonra kendi içlerinde bir milliyetçilik geliştirebilir ve bu milliyetçilik de dışarıdan çok manipüle edilmeye uygun bir milliyetçilik görüntüsü verebilir.

Züğürt tesellisi türünden bir yaklaşım da var; nasıl olsa dışardan gelenler bir gün ülkelerine geri dönerler… Dönerler mi acaba!

Böyle bir şey beklemek hayal. Örneğin Suriyelilerin %80'i burada kalıcı görünüyor. Türkiye'deki Suriyelilerin nüfusumuza oranı yüzde beşin üzerinde. Bu arkadaşlar kendi içlerinde bir güvenlik çemberi oluşturuyor. Kendi sistemini kuruyor. Türkçe öğrenme ihtiyacı duymuyor, kasabı da var, manavı da var.

Geldikleri yerde her yer savaş alanı, vahşetin türlüsü var. Ölümden kaçıp gelen biri gitmeyi nasıl düşünür?

Suriye'de savaş bitti dense, hadi evinize dönün dense, nereye gidecek? Ev yok, okul yok, hastane yok. Şu ana kadar Türkiye'de doğan Suriyeli bebek sayısı 500 binin çok üstünde. Ülkemizdeki Suriyelilerin %98'i kamp dışında yaşıyor. Yani burada kalıcılar.

Türk toplumu Suriyelilerin ya da diğer sığınmacıların burada kalma fikrine, ortak bir gelecek kurma fikrine alıştı mı ve buna hazır mı? Yöneticiler bu sorunun çözümü için ne yapıyor? Yoksa umurlarında değil mi?